• özlem ışıl
  • Yorum yapılmamış

Ekolojik Hakların İhlalinde Bir Başka Boyut: Temel Haklar ve Yıldırma Politikaları – Ekin Sakin

Yaşam alanlarının yok olmasına karşı mücadele eden yurttaş gruplarının, süreç içerisinde yaşam hakkını ihlal eden şirketlerin dışında bir de devlet şiddeti ile mücadele etmek zorunda kaldığını görüyoruz. Bu kapsamda aslında mevcut hak ihlallerine karşı temel hak ve özgürlükler kapsamında yürütülen mücadele ve davalara, yurttaşları yıldırma amacıyla pek çok suç isnat ediliyor. 

En yüksek karı elde etmeye verilen önem karşısında yasal düzenlemeler, denetim ve katılım araçları birer engel olarak görülüyor ve ekolojik tahribata yönelik izin ve karar süreçleri giderek esnekleştiriliyor. Mevcut temel hukuki düzenlemeler engelleri daha kolay aşmak için her gün dönüştürülüyor ve tahribat devlet teşvikleri ile kolaylaşıyor. Düzenlemelerin dönüştürülmesi dışında mevcut olana karşı da hukukun üstünlüğü prensibi çoğu zaman geçerliliğini korumuyor. Bu bağlamda ortaya çıkan mücadelede, yıldırma politikaları  kendini gösteriyor. Sistematikleşmiş kararlar ve genel geçer izinlerle hali hazırda zor ve uzun olan sürece, bir de temel hak ve özgürlüklerin kullanılması sonucunda yurttaşlar aleyhine ceza davaları eklenmiş oluyor.

Zaman zaman yurttaşlar bu şiddetle hakaret, tehdit, mala zarar verme, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet, görevi yaptırmamak için direnmek, iş ve çalışma hürriyetini ihlal etmek gibi suç isnatları ile karşı karşıya kalıyor.

Bu süreçler içerisinde izinsiz faaliyetlerin, çevrenin kasten kirletilmesinin, acele kamulaştırmaların ya da bir çırpıda yapılan mevzuat değişikliklerinin hukuka uygunluk teşkil ettiğini ancak yaşama hakkını savunan yurttaşların kendi yaşam alanlarını korumalarının meşru müdafaa değil suç olarak tanımlandığını görüyoruz.. Bu bağlamda temel haklar olan, ifade özgürlüğü, hak arama özgürlüğü, toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkı bir bakıma ölçüsüz ve kanunsuz olarak sınırlandırılarak, yurttaşları suçlu kılmak için kullanılıyor.

Kazdağları 

Kazdağları bölgesinde yaşanan ihlaller ve sonrasından açılan soruşturmalar bu bağlamda verilebilecek  güncel örneklerden sadece biri. Altın madenine ilişkin ÇED Raporundaki orman arazi çalışmaları 2007 yılına, yani alınan orman izinleri 12 yıl önce hesaplanan verilerle dayanmakla birlikte son derece değerli olan orman üst toprağının ise ÇED Raporunda gösterilen yerin aksine nereye taşındığı bilinmiyor. Yapılan bu açık hile dışında ÇED Raporunun iptali için açılan davada ise bilirkişi heyeti üyelerinden birinin imzasının sahte olduğu, bir başka dosyada attığı imza ile uyuşmadığı görülüyor. Yani raporun zaten kim tarafından hazırlandığı, kim tarafından imzalandığı da şaibeli. Bir taraftan da Kirazlı’daki maden mücadelesi sürerken  Kazdağları, Çanakkale yöresinde izin süreçleri devam edenlerle birlikte toplam 36 tane maden ve kurulması planlananlarla birlikte 14 tane termik santral projesi bulunuyor. 

Herkesin bildiği gibi bu ihlallerle birlikte bir doğa katliamı yaşanan Kirazlı mevkiinde, Çanakkale Belediyesinin desteği ile kamp kuruldu ve sonrasında on binin üzerinde kişinin katılımıyla  maden alanına yürüyüş gerçekleşti. Devletin denetim ve izin yükümlülüğünü bilerek yerine getirmemesi üzerine oluşan mücadelede, projenin baştan aşağı bir hak ihlali olması karşısında en basit tabiriyle Anayasal haklarını kullanan, ödevlerini yerine getiren yurttaşlar her mücadelede olduğu gibi meşru müdafaa sayılabilecek fiiler karşısında cezalandırıldı. 

5 Ağustos 2019 günü maden alanındaki faaliyetleri protesto eden ve yürüyüşe katılan yurttaşlara maden şantiye alanına girdikleri sebebiyle “işyeri dokunulmazlığını ihlal ettikleri” ve maden alanında çalışan kişileri tehdit ettikleri sebebiyle soruşturma başlatıldı. Ayrıca maden sahasına yakın bir yerde kamp kuran yurttaşlar ise ormanda belirlenen yerler dışında geceledikleri sebebiyle birden fazla kez idari para cezası aldı. 

Maden ile ilgili hukuki süreçler devam ederken, taraflı ve subjektif olarak hazırlanan ÇED raporuyla faaliyet gösteren şirketin işyeri(?) dokunulmazlığının korunması karşısında işler halde olan hukukun, bölgedeki içme suyu ve tarımsal sulama kaynağı olan Atikhisar Barajı, endemik bitkiler ya da ormanların korunması söz konusu olduğunda işlemediğini görüyoruz.

Doğanyurt

İş yeri dokunulmazlığını ihlal suçu  TCK’da hürriyete karşı suçlar kapsamında düzenlenen suçlardan biri. Bu üst başlıkta yer alan suçlardan bir diğeri ise tehdit ve hakaret suçu. Temel geçim kaynağı hayvancılık olan Doğanyurt köyünde yapılmak istenen kalker ocağına karşı mücadele eden yurttaşların karşı karşıya kaldığı dava, yıldırma politikası olarak kullanılan tehdit ve hakaret suçuna örnek teşkil ediyor. 

Planlanan kalker ocağı Doğanyurt köylülerinin  kullandığı mera alanı üzerinde ve köye 500 metre uzaklıkta bulunuyor. Maden açacak başka yer kalmamış gibi planlanan kalker ocağını işletecek şirket, işletme ruhsatını mera izinleri olmaksızın almış. Oysaki Tapu Kadastro kayıtlarıyla alanın mera alanı olduğu sabit olmakla birlikte, meraların başka amaçlarla kullanılamayacağı temel bir koruma hukuku kuralı. 

Bu izinlerin alınıp alınmadığını denetlemesi gereken ilgili Bakanlıkların ve çevrenin korunması yükümlülüğünü yerine getirmeyen kamu yönetiminin aksine, süreç içerisinde alana gelip giden ve “ilgili alanı tuttuklarını” ifade eden şirket yetkililerine karşı tepki gösteren yurttaşlara karşı tehdit ve hakaret suçlarından şikayette bulunuldu.

En temelinde, başta hak arama özgürlüğü ve ifade özgürlüğü olmak üzere tüm temel hak ve özgürlüklerin yurttaşlar aleyhine kısıtlanarak verilecek tahribatın kolaylığını ve devamlılığını sağlamak olduğu açık. Bununla birlikte süreçler devam ederken zorlayıcı olmakla beraber önemli olumlu örneklerin olduğunu da unutmamak gerekiyor. Ekoloji mücadelelerinde oluşan yıldırıcı politikalara izin vermemek ve karşı durabilmek konusunda bir model olduğunu söyleyebileceğimiz Gerze örneği bu anlamda önem teşkil ediyor. 5 yıldan fazla bir süre devam eden termik santral karşıtı mücadelede, yurttaşlar aleyhine pek çok olay içerisinde pek çok ceza davası açılmış, süreç Bakanlığın Gerze Enerji Santralı projesinin ÇED sürecini durdurmasıyla sona ermişti. Bu bağlamda “sağlıklı ve dengeli bir çevre” ödevini yerine getirmek dışında denetim görevini bile yerine getirmeyen kamu yönetiminin aksine yıldırma ve baskı politikalarının başarıya ulaşamamasını sağlamak ve temel haklarımızı savunmaya devam etmek kendi yaşamımızın tayini için önem arz ediyor.

Yazar özlem ışıl

Bir cevap yazın