• özlem ışıl
  • Yorum yapılmamış

İklim Mülteciliği ve Teitiota Kararı – Mehmet Mücteba Göktaş

Bu yazı 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Konvansiyonu çerçevesinde Mülteci kavramı ve iklim mülteciliğinin konvansiyondaki mülteci kavramı çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususu, bazı ülkelerin iç hukukunda iklim mülteciliği ile ilgili düzenlemelerin varlığı ve yarı adli yapıya sahip uluslararası bir denetim organı, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin yakın tarihli önemli bir kararı olan Ioane Teitiota kararı ve  iklim mülteciliğinin statü sorununun hukuksal zeminde çözümü üzerine değerlendirmeleri içerecektir.

İklim krizi her geçen gün etkisini artırarak göstermekte ve bu durumun bilimsel bir varsayımdan öte bilimsel bir gerçeklik olduğu kabul edilmektedir[1]. İklim krizinin birçok alanda hissettiğimiz bu etkileri yerel toplulukların yaşam hakkını çok uzun süredir tehdit etmektedir. Hükümetlerin almayı taahhüt ettikleri önlemleri almaması veya almakta gecikmesi, en çok da birinci sınıf risk altındaki ada ülkelerinde ve deniz seviyesinin çok az üzerinde bir yükseltide yaşayan toplulukların yaşamını sürdürmesini imkânsız kılmaktadır. Bu nedenler insanları göç etmeye itmekte ve sayıların değişiklik göstermesi ile beraber iklim değişikliği nedeniyle milyonlarca insanın göç edeceği tahmin edilmektedir.[2] Aynı zamanda bu göçün büyük bir bölümünün dünyanın güneyinde ve gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşeceği öngörülmektedir.[3] Özellikle de bu yazıda bahsedeceğimiz Ioane Teitiota kararı açısından önemli bir yer teşkil edecek olan Kiribati gibi küçük ada ülkelerinin yer aldığı Güney Pasifik ada ülkeleri, uzun yıllardır küresel iklim krizi kaynaklı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmakta ve bu nedenle yoğun olarak göç vermektedir. Kiribati ile ilgili bilgi vermek gerekirse, Güney Pasifik ada ülkelerinden Mikronezya öbeğine ait 100.00 nüfuslu bir ada ülkesi olup, deniz seviyesinden yüksekliği 2 metrenin altındadır. Bu ülkeler sıklıkla medyaya ve hükümet dışı kuruluşların raporlarına batan ülkeler olarak yansıtılmakta ve bu yüzyılın ortasında yaşanamaz bir yer olacağı, yerel topluluklarının da dünyanın ilk iklim mültecileri olacağı ifade edilmektedir.[4]

Mülteci Kavramı ve İklim Mülteciliği Açısından Hukuki Boşluk

Mülteci kavramı 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Konvansiyonunda belirlenmiştir. Konvansiyonun 1/A-2 maddesine göre bir kişi ırkı, dini, tabiiyeti, siyasal düşüncesi ve toplumsal mensubiyeti dolayısıyla bulunduğu ülkede zulüm göreceğinden haklı sebeple korku duyuyor, bu sebeple o ülkenin korumasından yararlanamıyor ve bu nedenlerden birini öne sürerek başka bir ülkeden koruma talep ediyorsa o kişi sığınmacı, edindiği statü de mülteci olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında Konvansiyonun 33. maddesi 1. fıkrasında sayılan beş nedenden biri sebebiyle hayatı veya özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelere kişilerin geri gönderilemeyeceği (non-refoulement) belirtilmiştir.[5] Ancak maddenin 2. fıkrasında “Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.” denmektedir. İlgili hükümler incelendiğinde çevresel nedenlerle yerinden edilmiş kişilerin Konvansiyon kapsamında koruma elde edemedikleri anlaşılmaktadır.[6] İklim mülteciliği kavramının bugün geniş çapta kullanılan tanımı ise ilk kez 1985 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programından (United Nations Environment Programme, kısaca UNEP) Essam El-Hinnawi tarafından oluşturulmuş ve “insan kaynaklı ve/veya doğal kaynaklı çevresel bozulmanın, yaşamını tehlikeye atması ve/veya ciddi bir şekilde etkilemesi nedeniyle geleneksel olarak yaşadığı yeri kalıcı veya geçici olarak terk etmeye zorlanmış” kişiler olarak tanımlanmıştır.[7] 1979 yılında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), Mülteci Statüsünün Belirlenmesinde Usul ve Ölçütler El Kitabı’nı (Handbook on Procedures and Criteria for Determining Refugee Status, kısaca UNHCR Handbook) yayınlamıştır.[8] El kitabının II. bölümünde çevre felaketleri mağdurlarının mülteci statüsü edinmede sözleşmenin kapsamı dışında olduğu belirtilmektedir.[9] Her ne kadar mevcut uluslararası yasal çerçeve kapsamında çevresel nedenlerle yerinden edilmiş insanların (Environmentally Displaced Persons, kısaca IDPs) Cenevre Konvansiyonu koruması dışında kaldığı kabul edilse de, bu kişilerin Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights, kısaca ICESCR) kapsamında kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam düzeyine sahip olma hakkı, sağlık hakkı ve doğal kaynaklardan ve zenginliklerden tam ve ücretsiz yararlanma hakkı gibi temel hakları koruma altına alınmıştır. Ancak Sözleşmenin, bu hakları ihlal edilenlerin denetim organına başvuru yapıp, şikâyette bulunabilecekleri bir protokolü bulunmamaktaydı. 2013 yılında sözleşmeye ek ihtiyari protokol ile bu denetim mekanizması kuruldu. Fakat, esas sözleşmede 170 taraf devlet varken sözleşmenin ek protokolünün yalnızca 24 taraf devleti bulunmaktadır. Bu açıdan çok sınırlı bir denetim mekanizması öngörmektedir. Bir diğer sözleşme ise, yazımızda incelenecek olan Ioane Teitiota kararında da  Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi (International Covenant for Civil and Political Rights, kısaca ICCPR) ile koruma altına alınan, başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasını dayandırdığı 6.maddenin bulunduğu  sözleşmedir. ICESCR’ın aksine Sözleşmenin yürürlüğe girmesi ile birlikte denetim organı olan ve bireysel başvuru mekanizmasının çalıştığı Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi kurulmuş ve çalışmaya başlamıştır. Komite 1981 yılından itibaren hakların uygulanmasına yönelik “Genel Yorumlar” yayınlamaya başlamıştır[10]. Bu yorumlardan sonuncusu olan 36. Genel Yorum’da Sözleşme kapsamındaki yaşam hakkı daha önce olmadığı kadar geniş yorumlanmış ve ilk defa çevresel bozulmanın şimdiki ve gelecek nesillerin yaşam hakkını tehdit ettiği ve devletler tarafından bu konuda önlemler alınması gerektiğini vurgulanmıştır (paragraf 62).[11] Aynı zamanda Ioane Teitiota kararında da 36. Genel Yorum’un 31. Paragrafına atıfta bulunulmuş, bahsettiğimiz geri gönderme yasağı ilkesi daha geniş yorumlanmış ve 1951 tarihli Cenevre Konvansiyonundaki beş nedenin haricinde kalması nedeniyle mülteci statüsü verilemeyen kişilerin de yaşam haklarına yönelik ciddi bir tehlike olması halinde sınır dışı edilmemesi gerektiği belirtilmiştir.[12]

Ancak uluslararası hukukta, mülteci tanımındaki bu boşluk mevcut durumda sürmekte ve bu durumdaki kişiler mülteci statüsü elde edememektedir. Dolayısıyla konu ülkelerin iç hukuk düzenlemelerine bırakılmış durumdadır.

Çevresel Nedenlerle Yerinden Edilmiş İnsanlara İç Hukuklarında Koruma Sağlayan Bazı Devletler

Bu konuda karşımıza çıkan ilk örnek kalıcı bir statü sağlamaktan ziyade geçici bir koruma sağlayan Amerika Birleşik Devletleri (ABD).  ABD’de 1990 yılında yürürlüğe giren Göç Yasası ile birlikte oluşturulan Geçici Koruma Statüsü[13] (Temporary Protected Status, kısaca TPS), yabancı ülke vatandaşlarının ülkelerine gönderilmeleri sonucunda şiddete, hastalığa veya ölüme maruz kalacakları sebebiyle geri gönderilmelerini engelleme amacı gütmektedir. TPS şu hallerde verilmektedir; menşe ülkelerinde devam eden silahlı çatışma, çevresel bir felaket, salgın hastalık veya diğer bir geçici olağanüstü durum. Ancak bu statü 6, 12 veya 18 aylık süreler için verilmekte ve verilen sürenin dolmasından 60 gün önce, ülkedeki durumun izlenmesi sonucu süre uzatılabilmektedir. Ancak bugüne kadar yalnızca 10 ülkenin vatandaşı için uygulanan bu koruma, geçici bir statü olması ve çok sınırlı sayıda kişinin faydalanmış olması nedeniyle yeterli bir düzenleme olarak kabul edilmemektedir[14]

İç hukukunda iklim krizi sebebiyle yerinden edilmiş kişiler için koruma sağlayabilecek bir diğer ülke olan İsveç’te ise, 2006 yılında yürürlüğe giren Yabancılar Kanununun 2009 yılında yapılan bazı değişiklikleriyle birlikte “mülteci statüsü dışında başka bir yolla korumaya ihtiyaç duyanlar” (persons otherwise in need of protection) başlıklı bir düzenlemeye yer verilmiştir.[15] Buna göre yabancının “(1) ölüm cezası veya işkence, kötü muamele veya haysiyet ve onur kırıcı muameleden haklı olarak korktuğundan ülkesi dışında bulunması veya (2) iç veya dış silahlı çatışma veya başka bir şiddetli çatışma sebebiyle ağır zarara uğrayacağından haklı olarak korktuğundan ülkesi dışında bulunması veya (3) çevresel felaketler sebebiyle ülkesine dönememesi gerekir.” [16] Dolayısıyla düzenlemenin üçüncü fıkrası çevresel nedenlerle yerinden edilmiş kişiler için uygulanabilecektir.

Ioane Teitiota ve Yeni Zelanda Kararı[17]

Ioane Teitiota Pasifik Okyanusunda bir takımada ülkesi olan Kiribati Cumhuriyetinin Tarawa adasında yaşamaktayken iklim krizinin etkileri sonucu deniz seviyesinin yükselmesi ile içme suyu kaynaklarının yok olması, tarım arazilerinde toprağın tuz oranın artması ile verim kaybı oluşması ve bu sebeple halk arasında çıkan uyuşmazlıkların çoğunlukla yaralanmalarla sonuçlanması, bu koşulların ailesi ve kendisinin yaşamını sürdürmesini imkansız hale getirmesi nedenleriyle Yeni Zelanda’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Yeni Zelanda’da, ülkesindeki bu koşulların yaşam hakkını tehlikeye atması nedeniyle ailesi ile birlikte sığınma başvurusunda bulunmuşlardır.  Bu başvuru, Yeni Zelanda Göç ve Koruma Mahkemesi (Immigration and Protection Tribunal) tarafından çevresel bozulmanın Cenevre Konvansiyonu kapsamında mülteci statüsünü belirlemede beş nedenden bir olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Teitiota’nın bir üst mahkemeye itirazı ve Temyiz mahkemesine itirazı da aynı gerekçeyle reddedilmiş, ardından Teitiota ve ailesi ülkelerine sınır dışı edilmişlerdir.  Bunun üzerine Teitiota yukarıda bahsettiğimiz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesine, Sözleşme (ICCPR) ile korunan yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası ile başvurmuştur. Mahkeme yine yukarıda bahsettiğimiz Genel Yorum’a atıfta bulunarak gönderileceği ülkede çevresel nedenlerle telafisi olmayan ciddi bir zararlarla karşı karşıya kalacak kişilerin sınır dışı edilmemesi açısından devletlere potansiyel bir sorumluluk doğacağını belirmiştir.[18] Bununla birlikte Komite, başvurucu açısından Kiribati’deki mevcut durumun yeterince ağır bir risk oluşturmadığını belirterek geri gönderilmesinin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varmış ve bu sebeple ihlal bulunmamış[19]ancak iklim değişikliğinin etkilerinin daha kötü bir hal alması halinde gelecekte bu tür iddiaların kabul edilebileceğini belirtmiştir.[20] Mahkemenin belirttiğinin aksine Kiribati’deki mevcut durumun ağırlığı, başvurucu ve ailesinin insan onuruna yakışır bir yaşam sürmediği, başvurucuya makul olmayan bir ispat yükü yüklendiği ve kötü muamele eşiğinin ulaşılamaz bir derecede tutulduğu gerekçelerini içeren iki muhalefet şerhinde, başvurucunun geri gönderilmesinin, Sözleşmeyle korunan yaşam hakkını ihlal ettiği belirtilmiştir.[21]

Değerlendirme

İklim mülteciliği kavramının ülkelerin mevcut iç hukukları ve uluslararası sözleşmeler bakımından düzenlemiş olmadığı ve bu eksikliğin giderilmesi gerektiği açıktır.  Verilen örnekler ile görülmektedir ki ülkelerin iç hukuklarında yapılan düzenlemeler çevresel nedenlerle yerinden edilmiş insanlara kalıcı bir çözüm sunmaktan uzaktır. Bu noktada devletlere, özellikle de gelişmiş devletlere uluslararası bir sorumluluk düşmektedir. Nitekim, gelişmekte olan ülkeler Dünyadaki toplam sera gazı salımının %1’inden sorumluyken, %99 oranında iklim krizinin ölümcül sonuçlarıyla karşı karşıya kalan yine aynı ülkeler olmaktadır.[22] Ayrıca, aynı zamanda dünyanın en yüksek küresel sera gazı salımına da neden olan en zengin ülkelerin, iklim mültecilerini korumak adına yeterli ve gerekli bir yasal çerçeve ortaya koymaktan kaçınması, iklim adaleti ile ilgili kaygıları artırmaktadır.[23] Dolayısıyla en büyük sorumluluk iklim krizinin meydana gelmesinde en fazla payı olan gelişmiş ülkelerindir.[24] Teitiota kararı açısından önemle belirtilmelidir ki ilk kez bir uluslararası denetim organı geri gönderme yasağının iklim değişikliği kaynaklı nedenlerle yerinden edilen kişilere uygulanabilmesinin önünü açarak iklim mülteciliği kavramının hukuksal düzende tanınmasına kapı açmıştır. Sonuç olarak nihai çözüm yolunun iklim krizi ile mücadele etmek olduğu açık olsa da var olan gidişat açısından mevcut hukuksal boşluk karşısında yeni bir uluslararası sözleşme hazırlanmalı ya da Cenevre Konvansiyonuna veya Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Konvansiyonuna (United Nations Framework Convention on Climate Change, kısaca UNFCCC) ek bir protokol getirmek suretiyle iklim mültecileri kalıcı koruma altına alınmalıdır.[25]


[1] Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC), Fourth Assessment Report of the IPCC, ‘Climate Change 2007: Impacts, Adaptation and Vulnerability’ (IPCC 2007) s.14, 35, 110; IPCC, Summary for Policymakers in Climate Change 2013: The Physical Science Basis’, Contribution of Working Group I to the Fifth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC 2013) s. 4–12.

[2]A Williams, ‘Turning the Tide: Recognizing Climate Change Refugees in International Law’ (2008) 30 L & Policy

s.502, 506 (2080 yılına kadar 50 ile 200 milyon arasında insanın iklim değişikliği sebebiyle yerinden edilmiş olacağı tahmin edilmektedir)

[3] C Beyani, ‘Report of the Special Rapporteur on the human rights of internally displaced persons’ prg. 19,36. (9 Aug 2011)

[4] Jane McAdam, Refusing ‘Refuge’ in the Pacific: (De)Constructing Climate-Induced Displacement in International Law, UNSW Law Research Paper No. 2010-27, s.6.

[5] Esin Bozovalı, Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler, “Güvenli Bölge” ve Geri Göndermeme İlkesi, https://anayasagundemi.com/2019/10/21/turkiyedeki-suriyeli-multeciler-guvenli-bolge-ve-geri-gondermeme-ilkesi/#_ftn1 (Son erişim tarihi: 10.04.2020)

[6] Kara K. Moberg, Extending Refugee Definitions to Cover Environmentally Displaced Persons Displaces Necessary Protection, 94 Iowa L. Rev. 1107 (2009), s.1114.

[7] Sodiqa Williams, “DO WHAT YOU CAN DO, WITH WHAT YOU HAVE, WHERE YOU ARE”:ASSESSING THE PLIGHT OF CLIMATE CHANGE REFUGEES AND APPROACHES TO FILL THE GAPS WITHIN THE INTERNATIONAL LEGAL FRAMEWORK, Chi.-Kent J. Env. & Energy L. s.118

[8] Jeanhee Hong, Note, Refugees of the 21st Century: Environmental Injustice, 10 CORNELL J.L. & PUB. POLY 323, 330 (2001) (discussing the UNHCR Handbook).

[9] Handbook on Procedures and Criteria for Determining Refugee Status under the 1951 Convention and the 1967 Protocol relating to the Status of Refugees https://www.unhcr.org/4d93528a9.pdf (Son erişim tarihi: 10.04.2020)

[10]Human Rights Treaty Bodies – General Comments, https://www.ohchr.org/EN/HRBodies/Pages/TBGeneralComments.aspx (Son erişim tarihi: 12.04.2020)

[11]Lucy McKernan & Bret Thiele, UN Human Rights Committee brings new vitality to the right to life, https://www.openglobalrights.org/un-human-rights-committee-brings-new-vitality-to-the-right-to-life/ (Son erişim tarihi: 12.04.2020)

[12] Barış Birol, İklim Mülteciliği Mümkün mü? Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin Ioane Teitiota Kararının Özet Çevirisi ve Değerlendirmesi, https://anayasagundemi.com/2020/01/24/forum-av-baris-birol-iklim-multeciligi-mumkun-mu-birlesmis-milletler-insan-haklari-komitesinin-ioane-teitiota-kararinin-ozet-cevirisi-ve-degerlendirmesi/#_ftn5 (Son erişim tarihi:12.04.2020)

[13] Bu statü uluslararası hukukta düzenlenen geçici koruma Statüsünden farklı bir düzenlemedir. Detaylı bilgi için bkz. M. Kjaerum, Temporary Protection in Europe in the 1990s, s. 444-446.

[14] Shea Flanagan, “Give Me Your Tired, Your Poor, Your Huddled Masses”: The Case to Reform U.S. Asylum Law to Protect Climate Change Refugees, s.9-10.

[15] Nuray Ekşi, İklim Mültecileri, The Journal of Migration Studies, s.35

[16] Ibid.

[17] Kararın özet çevirisi ve detaylı incelemesi için bkz. Barış Birol opt. cit.

[18] Deborah Casalin, First UN human rights decision on climate migration—a modest step forward, https://www.openglobalrights.org/first-un-human-rights-decision-on-climate-migration-a-modest-step-forward/ (Son erişim tarihi: 12.04.2020)

[19] Ibid.

[20] Evan Wasuka, Landmark decision from UN Human Rights Committee paves way for climate refugees, https://www.abc.net.au/news/2020-01-21/un-human-rights-ruling-worlds-first-climate-refugee-kiribati/11887070, (Son erişim tarihi: 12.04.2020)

[21] Barış Birol, opt. cit.

[22] HUMAN IMPACT REPORT: CLIMATE CHANGE–THE ANATOMY OF A SILENT CRISIS, GLOBAL HUMANITARIAN FORUM1, 3 (2009), http://www.ghf-ge.org/human-impact-report.pdf. (Son erişim tarihi: 12.04.2020)

[23] Shea Flanagan, op. cit. s.1

[24] Kara K. Moberg, op. cit. s.1136.

[25] Jane McAdam, Swimming against the Tide: Why a Climate Change Displacement Treaty is Not the Answer, International Journal of Refugee Law Vol. 23 No. 1, op cit. s.6.

Yazar özlem ışıl

Bir cevap yazın